17 Ağustos 2026, Pazartesi
SON DAKİKA
Genel

Oliver Solberg “Estonya’da kazandığım an, omzumdaki yük kalktı”

Sait Kuş
Winner Oliver Solberg poses for a portrait during the World Rally Championship in Tartu, Estonia on July 2025. // WRC Promoter GmbH / Red Bull Content Pool // SI202507200249 // Usage for editorial use only //

Not: Bu röportaj metni, Quadcast kanalında yayımlanan bölümün konuşma dökümünden derlenmiştir. Kaynak video: https://www.youtube.com/watch?v=sD48JBEoWKQ
Editör notu: Konuşma dili; okunabilirlik için noktalama, tekrar eden dolgu ifadeleri ve bazı argo/küfürler (anlamı korunarak) düzenlenmiştir. Yanıtların içeriği özetlenmemiş, konuşmadaki akış korunmuştur.

Oliver Solberg (Quadcast): “Estonya’da kazandığım an, omzumdaki yük kalktı”

Quadcast: Tekrar corecast… Bugünkü konuğumuz, Quadron sporcusu, WRC2 dünya şampiyonu ve WRC galibi Oliver Solberg. Bir de 24 ayar altın bir labrador var. Hoş geldin! Nasılsın?

Oliver Solberg: İyiyim, harikayım. Hayat çok yoğun ama yıl çok iyi geçti. Yılı böyle, sizinle kanepede bitirmek güzel bir şey. Mutluyum.

Quadcast: Yılının en iyi anı bu mu?

Oliver Solberg: “En iyi anı mı?” Öyle diyorsun ki sanki ben hiç beş dakika yerimde durmuyorum. Sanırım bu biraz bende olabilecek bir… hani ADHD gibi bir şeyden de geliyor olabilir. Ama asıl sebep şu: yoğun hayatı seviyorum. Motorsporunun içinde büyüdüm. Hayatım boyunca dünyayı dolaştım. Bu benim sevdiğim şey.


Solberg ailesi, miras ve baskı

Quadcast: O zaman buradan başlayalım. Sen çok küçük yaştan beri bunun içindesin. Solberg ailesi bir tür ralli efsanesi. Böyle bir ailenin içinde büyümek nasıldı?

Oliver Solberg: Annemin tarafı da, babamın tarafı da… İkisi birlikte düşününce dünyanın en büyük motorsporu ailesi olduğumuzu söyleyebilirim. Bu, “güzel bir iddia” tabii. Şu an ailede aktif olarak yarışan son kişi benim, yani baskı yok(!)

Ama gerçekten özel bir durum. Dedem 70’lerde ilk ralli sürücüsüydü; Lancia ile, Toyota ile yarıştı. Annem Norveç’te ralli şampiyonuydu. Babaannem autocross’ta Norveç’te şampiyon olan ilk kadındı. Babam ve amcam WRC sürücüleri; babam dünya şampiyonu… Bu kadar örnek olunca, dürüst olayım, pek seçenek kalmıyor.

Kimse beni zorlamadı. Ama büyüdüğünüz şey bu: izlediğiniz de bu, bildiğiniz de bu. Hayatım boyunca bildiğim şeyin büyük kısmı bu oldu.

Quadcast: Peki soyadının yükünü—baskıyı—ilk başladığın anda hissettin mi?

Oliver Solberg: Bence asıl, çocukken kazanmaya başlayınca insanların size bakışı değişiyor. Kıskançlık hayatımın büyük parçası oldu. Soyadının iyi tarafı var ama kötü tarafı da var. Küçükken çok baskı hissettim; özellikle “babam olmalısın” baskısı gibi.

Şimdi daha farklı. Artık umursamıyorum diyebilirim. Şu an kendime o kadar baskı koyuyorum ki dışarıdaki şeyler ikinci planda kalıyor. Ama 8-10-13 yaş aralığında zordu. O yaşlarda “nefret edenler” diyelim, çok oluyor. Gençken kolay değil ama büyüyünce “iyi ki o dönemden geçtim” diyorsunuz.


Ralliye giriş: Karting, quad ve “yanlamak”

Quadcast: İlk olarak ralliyle mi başladın? İlk girdiğin şey neydi, “Evet, bu benim” dediğin an hangisiydi?

Oliver Solberg: Hayatım boyunca her şeyi denedim. İki yaşımdayken İsveç’teki çiftlikte ilk quad’ım vardı. Beş yaşında karting yaptım. Monaco’da Mick Schumacher’le, Theo Pourchaire’la aynı dönemlerde karting ortamında olduk.

Ama karting benim şeyim değildi. Çünkü çocukken ormanda quad kullandığım için, hep kayarak sürmeye alışığım. Gravel seviyorum. Kartinge gidiyorum, sürekli kayıyorum. Eğitmenler “Bu çok yavaş, hep yanlıyorsun” diyor. Ben de “Ama eğlenceli; bırakın yanlayayım” diyorum.

Sonra yaklaşık sekiz yaşındayken dedem, “Bu çocuğu Monaco’dan çıkarın, ormana getirin” dedi. Beni ilk crosscar yarışına götürdü. Go-kart buggy gibi; rallycross pistlerinde sürülüyor. Küçük, 50 cc gibi, çim biçme motoru gibi bir şey… İlk sürüşte âşık oldum. Bitti.

Quadcast: Crosscar’ı denediğinde “Artık yarışmak istiyorum” dediğin kırılma anı o mu?

Oliver Solberg: Ben zaten sürekli o ortamdaydım ve sürüyordum. Beş yaşında ilk Beetle’ım vardı; çiftlikte pedalın üstüne tahta blok koyup sürüyordum. Çocukken bunu söylemek çılgın ama, ben sürmek istiyordum: buggy olsun, quad olsun, araba olsun… Yarışı umursadığımı bile söyleyemem. İlk yıl yarışırken sürekli kayboluyordum. Birinci olmayı bilmiyordum; sadece sürmeyi seviyordum. Saf bir şeydi.

Quadcast: Monaco mu orman mı? İkisi çok farklı.

Oliver Solberg: İkisi de. Bir süre tamamen Monaco’da yaşadım, okul da oradaydı. Geriye dönüp bakınca… iyi ki İsveç’e döndüm. Ben Monaco’ya uygun bir tip değilim. Ben “orman” gibiyim.

Monaco’da tenis denedim, golf denedim, sokak dansı denedim, bale bile denedim—muhtemelen kızlar içindi—tiyatro okulu denedim… Ama hiçbir şeye tutku duymadım. Ben çok tutkulu bir insanım. Monaco’da o tutkuyu besleyecek bir şey bulamadım.

Ailem de bunu gördü. Zaten annemle babam 2009’da kendi WRC takımlarını kurdu. Onu Monaco’dan yürütmek mümkün değildi. Her şey doğru zamanda oldu; biz İsveç’te çiftliğe döndük, takım kuruldu, ben de doğal olarak orada büyüdüm.

Quadcast: Şimdi nerede yaşıyorsun?

Oliver Solberg: Aynı yerde. Chloe ile—nişanlım—annemle babamın evinin yanında, çok yakın bir evde yaşıyoruz. Bazen güzel, bazen fazla yakın. Ama benim hayatım orada.


“İskandinavlar neden ralliye iyi?”

Quadcast: Bir soru: İskandinavlar neden ralliye bu kadar iyi? Hep bir gelenek var gibi.

Oliver Solberg: Çiftliğe gidersen anlarsın. Orada “ralli sürücüsü olmak” bulaşıcı. Başka şansın yok. Sağda bir stabilize yol, solda bir stabilize yol… Bizim evin önünde kendi parkurumuz var. Formula 1 aracı süremezsin orada. Okula, işe giderken ilk 10 mil stabilize. Okul servis şoförüm bile ralli seviyordu; her gün ralli konuşarak okula gidiyorduk. Ben iki yaşındayken babamın kucağında o stabilize yolda sürüyordum. Bu, normal hayatın bir parçası.

Quadcast: Takvim boyunca farklı koşullar var: çöl, kar, toprak, asfalt… Bununla nasıl baş ediyorsun?

Oliver Solberg: Bence ralli sürücüsünü benzersiz yapan şey bu. Ben yaşadığım yer nedeniyle çok şanslıyım: kışın kar var, asfalta gidebileceğimiz pistler yakın, stabilize yollar her yerde… Çocukken çimde sürerek büyüyorsun, karda sürüp kaza yapıyorsun, motosiklet kullanıyorsun, rally car kullanıyorsun…

Bir de hurda araçlar alıyorduk; 100-200 euroya araba alıp her yerde sürüyorduk, çarpıyorduk, bitince geri veriyorduk. Bütün bunlar sürücüyü geliştiriyor; farklı koşulları hissetmeyi öğreniyorsun.

WRC’de de deneyim anahtar. Ne kadar çok ralli, o kadar çok “ne bekleyeceğini bilme.” İkinci kez gittiğin rallide her şey daha kolaylaşıyor.


15 yaşında ralli debut: Letonya ve ilk dönem “tam gaz” yılları

Quadcast: Ralli debut’un 15 yaşında Letonya. İlk anıların nasıl? İlk “ciddi” rallin miydi?

Oliver Solberg: Ben sekiz yıl crosscar yaptım. Yaptığım her şeyi kazandım: üç Nordic şampiyonluğu, üç Norveç şampiyonluğu, iki İsveç şampiyonluğu… Sonra 15 yaşında “başka bir şey” istedim. Ralli ya da rallycross hayalim vardı.

Kalle Rovanperä’nın babası, babama ulaşıp “Kalle 15’inde Letonya’da başlamıştı; özel izin var, yardımcı sürücü yol bölümünü sürer, sen etapları sürersin” dedi. Ben de “Evet, bunu istiyorum” dedim. 15 yaşında ralliye böyle başladım; ilk yarışım da karda oldu. Aynı dönemde rallycross da yapıyordum.

Quadcast: O noktada “Tamam, kilitleniyorum; bu iş benim kariyerim” dediğin bir değişim oldu mu?

Oliver Solberg: Ben küçükken hiç “laidback” değildim. Tam aksine, full enerjik, tam gaz biriydim. Ailem de öyle; özellikle babam. Tutku ve “işine âşık olma” bizim evin dili.

12-13 yaşında benim hayalim, babamın yaptığını yapmak oldu. Ama sadece ralli değil; o dönemde rallycross da aynı hayaldi. 15 yaşında fırsat gelince ralli başlamak çok “doğal” geldi. Çok havalı bir şey çünkü.

Quadcast: Peki sen çok enerjiksin ama sürüşte “gereksiz risk yok” diyorsun. Nasıl kontrol ediyorsun?

Oliver Solberg: Rallide deneyim çok şey. 15’ten 19’a kadar yüzde 110’la gidiyorsun: “yapıştır, oldu mu oldu.” 15 yaşındayken ilk yıl, yanlış hatırlamıyorsam beş kez testte takla attım. Çünkü pace note mantığını anlamıyordum. Kendi notlarımı yazmama izin yoktu; babam yazıyordu. “Altı sağ” ne demek, “üç sol” ne demek, “dikkat” ne demek… bilmiyordum.

Düz gidiyorum, sonra bir tepe—arkasında 90 derece sağ. Ben düz gidiyorum, sonra 5 takla… Yardımcı sürücü için de korkunç olmalıydı. 30 yaşlarında bir hanımdı; daha önce hep tecrübeli sürücülerle oturmuş, ben ise 15 yaşında “çılgın” bir çocuktum. Beni sakinleştirmeye çalıştı ama pek olmadı.

Sonra yıllar geçiyor. Zor zamanlar, iyi zamanlar… Deneyim geliyor; daha fazla ralli, daha fazla güven… Son 2-3 yılda daha sakinim. Otomobilin içinde artık daha “sakinlik” var.


“Öğrenmek” ve Kahramanlar: Babanın yanında recce, Ken Block ve Gymkhana

Quadcast: Gençken baban recce yaparken arka koltukta oturduğunu gördüm. Oradan ne öğrendin?

Oliver Solberg: Benim ilk rallim… annemle Sardinya Rallisi’ne altı aylıkken gitmişim. Sekiz aylıkken Japonya Rallisi’ne gitmişim. Hiçbirini hatırlamıyorum ama “görmüşüm.” İnsanlar hep “sen her şeyi gördün” der. Ralli ortamında büyüdüm.

Babam benim kahramanımdı. Onun yaptığı her şeyi yapmak istiyordum: nasıl davranır, nasıl çalışır… O ralli dünyasının en tutkulu insanlarından. “En iyi olmak istiyorsan en çok çalışmalısın; bunu yaşamın yapmalısın” derdi. Ben başka bir şey bilmiyorum. Hayatım bu.

Quadcast: Leah Block ile de benzer bir geçmişiniz var. WRC padoklarında küçükken takılan çocuklar…

Oliver Solberg: Leah ile çok benzer. WRC padoklarında çocukken takılırdık. Hatta ben daha büyüktüm; bir anlamda ben onu “bebe-sit” etmiş gibiyim. Ken Block da benim çocukluk kahramanımdı. Babam “sürücü” olarak kahramanımdı ama Ken, ralliyi “eğlenceli” hâle getirdi; farklı bir kitleye taşıdı. Monster, Gymkhana… şov, arabalar, aksiyon… çocukken beni çeken buydu.

Padokta hep Ken’in çadırına giderdim; takımının yanında olurdum. Babam çok sevmezdi ama benim tutkum hoşuna giderdi. Ken’le yakınlaştım; birçok şey gördüm.

Rallycross Dünya Şampiyonası büyükken, Ken’in takımına katılma ihtimali de konuşuluyordu. Sonra o yapı kapandı. Ama 16 yaşındayken Gymkhana 10 fırsatı geldi. Ken beni aradı, “Benimle Gymkhana 10 yapmak ister misin?” dedi. İlk tepkim “Bu dolandırıcıdır, Frank falandır” gibi oldu. Ama gerçekti.

Bu, hayatımın en eşsiz anısı. Çocukken kahraman gördüğün bir figürle, İsveç’te karda birlikte donut atmak, birlikte zıplamak… 16 yaşında… Hâlâ “en büyük şey” budur diyebilirim.


“Yüksekler ve Alçaklar”: Hyundai dönemi, kovulma ve yeniden inşa

Quadcast: Son döneme gelelim. Bu yıl çok şey yaşadın. Yüksekler, alçaklar… Nereden bakıyorsun?

Oliver Solberg: Yüksekler-alçaklar yıllardır var. Gençim ama çok şey yaşadım. Çok erken başladığınızda çok erken deneyimliyorsunuz.

Şunu söyleyeyim: WRC’ye gelene kadar ralli dünyasında yaptığım her şeyi kazandım. Belki de işler çok hızlı “çok iyi” gitti. Bu yüzden gerçek “alçağı” erken yaşamadım. Küçük kazalar oldu ama kazanın gençken olması normal; yine de hep kazanıyordum. Sonra bir noktada “Ben hazırım, bana WRC’yi verin” moduna giriyorsun.

2021-2022’de Hyundai hikâyesi… Ben bunun “çok erken” olduğunu düşünmüyorum ama “yanlış yer, yanlış zaman” olduğunu düşünüyorum. Genç bir sürücü için, tam kendini kurarken, orası uygun değildi.

2021 iyi sayılırdı; Hyundai’ye hazırlık gibiydi. 2022’de WRC’de yarım sezon yaptım: bazı ralliler iyiydi, bazıları çok zordu. Takım içinde çok politika vardı. Aynı anda iki “en büyük” sürücüyü yönetmeye çalışıyorsun, bir yandan üçüncü genç sürücüyü büyütmeye çalışıyorsun… Uyumu bulamadık.

Ve sezon ortasında… kovuldum. 21 yaşında. Motorsporu senin hayatınken, rüyanken, bildiğin tek şeyken, bir anda “kapı dışarı” kalıyorsun. Çok sert. Aylar sürdü; mental olarak toparlanmam uzun sürdü.

Neyse ki ailem var. Babam zirveyi de gördü, dibi de gördü. “Zor zaman” nedir biliyorlar. Ama yine de bunu ilk kez yaşamak… insanın kendi başına geçmesi gerekiyor.

Psikoloğu denedim; 30 dakika sonra “bana göre değil” dedim. Ben kendim toparlayacağım dedim. Ormana gittim; quad’a bindim. Orman, hayatı kapatabiliyor. Bu çok değerli.

Quadcast: Sonra yeniden WRC2…

Oliver Solberg: 2022 sonrası, daha doğrusu 2023-2024: baştan başlamak. WRC2’ye geri, daha alt sınıfa geri… Bir “privateer” gibi, yeniden sponsor bulmak, bütçe kurmak… Çok şanslıydım; Monster beni taşıdı. Annem-babam da yardım etti ama onlar hep şunu söyledi: “Aracı destekleriz, sürüşünü destekleriz ama sürmek istiyorsan finansmanı sen bulacaksın.” Bu, çocukluğumdan beri böyle.

Ben 10 yaşında ilk sponsoru kendim aradım: bir markayı arayıp “Sizi seviyorum, beni destekler misiniz?” dedim. O yaşta bile böyleydim. Bu yüzden bütçe, sponsor… hep kendim koşturdum.

O yeniden inşa dönemi, benim için en değerli döneme dönüştü. Kazanmaya geri döndüm, şampiyonluklara geri döndüm. WRC2’de en hızlı sürücü, en çok etap galibiyeti… Özgüven geri geldi.

Ve bence işin en güzel tarafı: kendi “markanı” kuruyorsun. “Oliver Solberg” oluyorsun. Ken’den gelen artistik taraf, babamdan gelen teknik ve tutku tarafı… Hepsi bir araya geliyor.


Toyota, WRC fırsatı ve Estonya: “Bir haftada hayatım değişti”

Quadcast: Sonra Toyota ile imza ve bu sezon…

Oliver Solberg: Toyota ile bu sezon için imzaladım. Hâlâ WRC2 idi ama tam sezon. İmzalama sebebim şuydu: sözleşmede bir WRC rallisi vardı. Bir “geri dönüş” gibi, öğrenme fırsatı gibi.

Bu sezon inanılmaz geçti. 13 rallinin 9’unu kazandık. WRC2 şampiyonluğu… Ama her şeyin üstüne “kiraz” Estonya oldu. Bir haftada her şey oldu.

Quadcast: O telefon nasıl geldi?

Oliver Solberg: Yunanistan’dan sonra. WRC2’de üç ralli üst üste kazanmıştık. Pazartesi akşamı evde verandada bira içiyordum. Takım aradı: “Gelecek hafta WRC sürmek ister misin?” İlk tepkim “Vay canına…” oldu.

Ve ilginçtir, hemen “evet” demedim. Şok oldum. 30 dakika sonra geri aradım, ama önce annemle babamla, Chloe ile konuştum.

Ben “aynı hatayı tekrar etmek istemedim.” O yüzden dedim ki: “Plan nedir? Kaç test günü var? Nasıl hazırlanıyoruz? Hedefiniz ne? Benden kazanmayı mı bekliyorsunuz, sadece öğrenmeyi mi?” Bunları netleştirmek istedim. “Sadece atlayıp binmem” dedim. Toplantı yaptık, sonra “tamam, hazırım” dedim.

Mental olarak uzun zamandır hazırdım. Ama yine de o belirsizlik var: “Yapabilir misin?” Çünkü daha önce yaşadığın zor şeyler var.

Quadcast: Hazırlık ne kadar sürdü?

Oliver Solberg: Arabada bir buçuk gün. Aracı daha önce hiç sürmemiştim. Diğerleri dört yıldır aynı otomobili sürüyor. Set-up’ı oturtmuşlar; herkes mutlu. Ben biniyorum ve bir şey eksik. Araba istediğim gibi değil. Bunu söylemek zor. Çünkü mühendisler o arabayı yapmış; diğer sürücüler yıllardır onunla yarışmış. Ogier, Kalle, Tanak… en tepedekiler.

Ama ben teknik tarafta büyüdüm. Babam 82’den beri kendi otomobilini kuran bir adam. Biz “his” ile, mekanik ile yaşayan bir aileyiz. “Dene, test et, hissi takip et” kültürü var.

O yüzden “Understeer var, snap oversteer var, rahat değilim” dedim. Tabii bunu politik ve doğru bir dille söylemek zorundasın. Kısa sürede çalışmaya başladık. Başta şüphe eden oldu, destekleyen oldu. Normal.

Sonra veride gördüler, anladılar. Çok hızlı bir uyum yakaladık. Arabayı ciddi şekilde değiştirdik. Benim aracım adeta diğerlerinin tersiydi: onlar sola gidiyorsa ben sağa gittim. Ama his doğruydu. Testin sonunda arabada çok rahat ve çok hızlıydım.

Quadcast: Ve ralli başlıyor…

Oliver Solberg: Biz bir de camper van ile gittik. Chloe ile evden çıktık, Finlandiya’ya test için sürdük, ormanda uyuduk. Sabah kalk, test… Sonra yine camper’da uyku. Ralliye de camper ile gittik; servisin dışında kaldık. “Hazır olacağım” kafasıydı.

Ralli başladı. İlk etabı kazandım. İlk WRC etap galibiyetim. Arkada Neuville, Rovanperä, Tänak… dünya şampiyonları var. “Bu gerçek mi?” diyorsun. Etap sonunda ağladım. Çünkü bu, bütün hayatın boyunca çalıştığın şey.

Sonra etap kazanmaya devam ettim. Rallinin etaplarının yarısını kazandım gibi bir şey oldu.

Cuma sonunda liderdim. İnsanlar “start pozisyonu” dedi. Ben bile bir an “Acaba mı?” dedim. Cumartesi sabahı tedirgindim; Tänak arkamdaydı ve Estonya’da, evinde… 12 saniye gerideydi. “Bugün saldıracak” diyorsun.

Sabah ilk üç etabı kazandım, fark 23 saniyeye çıktı. “O kadar da kötü değil” dedim.

Ama öğle arasından sonra… gerçek stres geldi. “Şimdi ne yapacağım?” dedim. Yani (küfürlü) “Ne yapacağım şimdi?” gibi. Babamı aradım ve “Ne yapacağım?” dedim. O da “Şu ana kadar sakinsin. His iyiyse devam et. Kazanabilirsin, sorun yok” dedi. Bu bana çok iyi geldi. Kaskı taktım, çıktım, gün sonunda 26 saniyeye kadar çıkardım.

Akşam hava durumu aradı: “Yarın sağanak var.” Dedim “Harika, ilk rallini kazanırken tam ihtiyacım olan şey!” Çünkü ıslakta hiç sürmemişim. Sabah çıktım, yağmur. Silecek düğmesi nerede bilmiyorum; sabah onu aradım.

Pazar sabahı start çizgisinde yeniden gerildim. Elliott “Sorun olmaz” dedi. İlk iki etabı kazandım, fark 30 saniyenin üstüne çıktı. Son etap, power stage öncesi ilk kez gerçekten “tamam” dedim: temiz sürersem bitecek.

Finişten sonra ilk gelen şey “rahatlama.” Stop control’de ailem oradaydı; herkes ağlıyordu. Ben de ağladım. Hayatımın en büyük günüydü.


“Neden bu kadar duygusaldı?”: Yük, kimlik ve “artık ben”

Quadcast: Estonya’daki galibiyetin duygusal tarafını biraz daha açalım. Neden bu kadar yoğun hissettin?

Oliver Solberg: Ailem, hayatım, miras… Hepsi bir anda önüne geliyor. Böyle büyük bir şeyi başardığında, özellikle de bu kadar kısa sürede, bu kadar “film gibi” olduğunda, her şey taşıyor.

Sonra mesajlar geliyor: Ogier’den, Sebastian Vettel’den, Jimmie Johnson’dan, Loeb’den… “Ralli tarihinde gördüğümüz en etkileyici şeylerden biri” gibi şeyler duymaya başlıyorsun. O zaman “Ben ne yaptım?” diyorsun.

Ailem de çok duygusal. Bu kadar büyük bir şeyi, bu şekilde, bunca zorluktan sonra yaşayınca, içeride biriken her şey boşalıyor.

Bir de şunu hissettim: Yıllarca “Bunu soyadın sayesinde yapacaksın”, “Petter’ın oğlu olduğun için buradasın” gibi bir yük var. O galibiyetle omzumdaki ağırlık sanki düştü. Bir anlamda insanlara “yüzlerine sürdüm” gibi… ama asıl, kendime kanıtladım: “Bunu hak ediyorum.”

Quadcast: Şimdi “Petter’ın oğlu” olmaktan “Oliver Solberg” olmaya geçişin simgesi gibi…

Oliver Solberg: Aynen. Toyota’nın WRC’deki 100. galibiyeti de Estonya’ya denk geldi. Japonya’da bunu kutlarken, Toyota’nın 100 galibiyetini anlatan bir kitap hazırlamışlar. Kitabı açıyorsun; Kankkunen, Björn Waldegård gibi isimler, Ogier, Loeb gibi isimler… Ve sen adını onların yanına yazıyorsun. Bu çok benzersiz bir his.


WRC2’den WRC’ye geçiş: “F2’den F1’e gibi”

Quadcast: Bu galibiyet, gelecek yıl için mental olarak ne kadar önemli?

Oliver Solberg: Çok önemli. Çünkü artık “kazanabilir misin?” gürültüsü azalıyor. Ben bunu yaşadım, yaptım. Gelecek yıl tam sezon; artık daha sakin başlayabilirim. Nerede iyi olurum, nerede öğrenmem gerekir; beklentileri daha doğru yönetebilirim.

Quadcast: WRC2 ile WRC arasındaki fark çok mu büyük?

Oliver Solberg: Otomobil açısından büyük. Kilometrede 1,5-2 saniye gibi düşün. F2’den F1’e benzer. Ama sürüş tekniği aynı; sadece daha fazla grip, daha geç fren, daha hızlı viraj… Top speed benzer; iki otomobilde de ağaçların arasında 150 mph olabiliyor. Fark; viraj hızında ve gripte.


2026 ve Sonrası: “Son kutu Dünya Şampiyonluğu”

Quadcast: 2026 için nasıl hissediyorsun?

Oliver Solberg: Yeni bir rüya daha gerçek oldu. Dünyanın en büyük üreticisiyle, Toyota ile ilk tam sezon WRC sözleşmemi imzaladım. Takım arkadaşın Sébastien Ogier—sekiz kez dünya şampiyonu. Ondan öğreneceğim çok şey var. Bir yandan “hemen başlamak istiyorum” diyorum.

Şimdi asıl yolculuk başlıyor. Şimdi asıl çalışma başlıyor. Çünkü yıllarca bir hedef için yaşarsın; şimdi o hedefin “ışığını” gördüğünü hissediyorsun. Ve geriye tek şey kalıyor: dünya şampiyonluğu. Son kutu o. Gerekirse ölene kadar denerim.

Quadcast: Bir kez dünya şampiyonluğu yeter mi? Yoksa “bir daha” mı dersin?

Oliver Solberg: Tatmin olurum ama bırakmam. Benim bildiğim, sevdiğim tek şey sürmek. Ralli arabası sürmekten mutluyum. Belki bir gün historic ralli gibi şeyler de yaparım; Escort falan… Ama ben “orman çocuğu” olarak ralli arabası sürmeye devam etmek isterim.


Group B, “en korkutucu şey” ve ralliye ne lazım?

Quadcast: Group B döneminde olsaydın, o otomobilleri sürer miydin?

Oliver Solberg: Yapman gerekiyorsa yapardın. Audi Quattro sürmek havalı olurdu. Babamın döneminden bazı otomobiller kullandım ama bugün otomobiller, bugüne kadarki en hızlı otomobiller. Benim WRC2 otomobilim bile babamın erken dönem WRC otomobilinden hızlı. Süspansiyon, teknoloji, her şey çok gelişti.

Quadcast: En korkutucu şey ne?

Oliver Solberg: Büyük ihtimalle WRC otomobili. Ağaçların arasında 150 mph… Bu korkutucu ama aynı zamanda çok “cool.”

Quadcast: Ralli bugün, eski “ikonik” dönem hissini yakalamak için neye ihtiyaç duyuyor?

Oliver Solberg: Büyük soru. Bence en önemlisi: üreticiler. Ralli çok pahalı. Formula 1 pahalı ama Formula 1, Formula 1. Ralli, üreticiler için tekrar daha anlaşılır ve erişilebilir hâle gelmeli.

Bir de ralli geçmişine çok yaslanıyor. Miras çok büyük ama bugünkü dünyada erişim, pazarlama, gösterme… bunlar eksik. Sürücüleri, sporu, tehlikeyi, çılgınlığı saklamayın. İnsanlara gösterin. Ralli içeriğine ulaşmak zor; sürücüleri takip etmek zor. Daha erişilebilir olmalı.

Üreticiler açısından da “yol otomobiliyle bağ” önemli. İnsanlar kendi arabasını pistte görmek ister. Eskiden Subaru Impreza, Mitsubishi Lancer Evo… herkes istiyordu, çünkü “Petter bununla kazanıyor, ben de alabiliyorum” hissi vardı. Toyota GR tarafında bunu iyi yapıyor; insanlar GR istiyor.

Gelecek regülasyonlarda “tubular şasi” gibi bir yaklaşım konuşuluyor: üstüne istediğin gövdeyi koy, SUV da olur, küçük de olur. Bir maliyet kontrolü, bir temel… Bu doğru bir altyapı olabilir. Otomobil “uzay gemisi” gibi görünmez; daha “yol otomobili” gibi görünür.

Ralli zaten insan için. Ormana gidiyorsun, aileyle barbekü yapıyorsun, otomobil yanından geçiyor; daha yakın olamazsın. Bu “halk sporu” olma hâli kalsın. Ama pazarlama ve erişimde Formula 1’in yaptığı şeylerden öğrenilecek çok şey var.

Quadcast: Ralli Formula 1 kadar “büyük” olmalı mı, yoksa böyle mi kalsın?

Oliver Solberg: Karşılaştırmak zor. İki spor bambaşka. Formula 1 büyük bir şov. Ralliye de onun pazarlamasından bir “pay” gelse harika olur; çünkü ralli “dünyanın en çılgın sporu” olarak çok güçlü bir hikâye. Potansiyel var, sadece göstermek lazım.


“Herkese sorduğumuz soru”: Motorsporttaki ilk anı

Quadcast: Her konuğa soruyoruz: Motorspordaki ilk hatıran ne?

Oliver Solberg: Babamın “prime” dönemini, Subaru yıllarını hatırlamıyorum maalesef. İlk hatırladığım şeyler daha geç. Yeni Zelanda Rallisi’ne giderdik; annemle helikopterde etapları izlerdik, o kıyıları, o meşhur etapları… O çok net.

Bir de 2008 civarı: Subaru çekilince babam kontratını kaybetti ve kendi takımını kurma yoluna gitti. Hangi otomobili alacağını seçmek için Fransa’da Citroën test ettik, İngiltere/Galler’de Ford test ettik. Ben o testlerde babama yardımcı sürücüydüm. Onlar benim çok özel anılarım.

Quadcast: Baban bütün otomobilleri saklıyor mu?

Oliver Solberg: Çoğunu evet. Ben de şimdi kendi otomobillerimi toplamaya çalışıyorum. Babamın ilk kazanan Toyota Celica ST185’i var; dünyanın en havalı ralli otomobillerinden. Babamın ikonik Subaru’su var; Galler 2002’den geldiği hâliyle duruyor. Lastikler, jantlar… dokunulmamış, geldiği gibi park.

Annemin tarafında da yaklaşık 150 otomobillik bir koleksiyon var; daha “normal” otomobiller. Volvo’nun ilk bayilerinden biri, şasi numarası bir olan ilk Volvo kamyonu gibi şeyler var. Biz her şeyi saklıyoruz: 70’lerden beri kupalar, tulumlar… Ne varsa.

Quadcast: Aile toplantılarında konuşulan tek şey ralli mi?

Oliver Solberg: Evet. Noel’de bile. Hatta bir Noel, Norveçli babaannem—evin patronu—“Bu Noel motorsporu konuşmak yok” dedi. Tam 30 dakika sessizlik oldu. Kimse ne konuşacağını bilemedi. Sonra 30 dakika sonra “Tamam, neyse” dedi. Biz böyleyiz; başka bir şey bilmiyoruz.


Motivasyon

Quadcast: Bu kadar şeyden sonra seni motive eden şey ne? Her seferinde nasıl aynı iştahla yapıyorsun?

Oliver Solberg: Çok basit: ralli arabası sürmek. Beş yaşımdayken neden seviyorsam, şimdi de o yüzden seviyorum. Kaymak, zıplamak, aksiyon, adrenalin… Bu his bitmiyor.

Dünya şampiyonluğu hedefi son şey. Bir kez olursa da olur, on kez olursa da olur. Benim hayalim; dünya şampiyonu olmak ve sürmek. Hepsi bu.


RalliDergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Bültene abone ol

Günün öne çıkan haberleri e-postana gelsin.

İlgili Haberler

Bir Cevap Yazın